• Arama

Yeşil Ve Turkuaz Tonlarda ‘’Kaplumbağa Terbiyecisi’’ Olmak

En bilinen tablomuz hangisi diye sorsak birçoğumuz “Kaplumbağa Terbiyecisi” olarak cevap verir. Yine aynı şekilde en meşhur ressamımız kim desek, cevap bellidir “Osman Hamdi Bey”. Hafızalarımıza kazınmış ve görsel belleğimize adeta kodlanmış bu iki isim, birbiriyle bütünleşmiş ve “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu toplumumuz tarafından da genel kabul görmüş bir baş yapıt haline gelmiştir.

Resim; ülkemizde en son gelmiş ve gelişim göstermiş sanat dallarından biri olmakla beraber Osmanlı tarihi boyunca; resimden ziyade en öne çıkan ve Dünyaca nam salmış zanaatlarımız Minyatür, Hat ve Çinicilik’dir. Modern anlamda ilk resmi yapan ve insan figürünü ön plana çıkaran isim ise Osman Hamdi Bey olmuştur. Peki, Osman Hamdi Bey’in Dünya çapında üne sahip eserlerinin birçoğunda ve bugünkü yazımızın da ana konusunu oluşturan eseri “Kaplumbağa Terbiyecisi” için esin kaynağı olan mekan tabir-i caizse resim atölyesi olarak gördüğü yer neresi?

Çok uzaklara gitmeyeceğiz değerli dostlar hatta mekanın ismini zikrettiğimizde hepinizde bir şaşkınlık ifadesi belireceğinden de şüphemiz yok. Sanat, tarih, mimari ve estetiğin iç içe geçtiği bu mekanın güzelliklerini, tablolarında Dünya’ya tanıtan Osman Hamdi Bey’in gözdesi camimize; Edebiyat’ın ve Gezi Yazısı’nın önemli temsilcilerinin gözüyle keşfe başlayalım.

Büyük üstad Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Cedlerimiz inşa etmiyor, ibadet ediyorlardı.” diye tarife başladığı; “Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini hepsi dua eder.” diye Beş Şehir adlı eserine not düştüğü; 

Avrupa düşünce hayatına damgasını vuran düşünürlerden biri olan ve 1947 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülen ve aslında Türkler’e ve Türkiye’ye tepeden bakan bir isim olan Andre Gide’nin, Ortadoğu ve Anadolu’ya yaptığı gezi sonrası kaleme aldığı Le Journal (Günlük) adlı eserinin 'La Marche Turque' (Türk Marşı) bölümünde: “Dinlenme, aydınlığa dalma, denge yeri, kutsal gök mavisi, kırışıksız gök mavisi, zihnin kamil halde sıhhate kavuştuğu yer” olarak istemese de hayranlığını dile getirdiği;

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde diğer seyyahlar adına “başka ülkelerde böyle bir Allah evi görmedik” diyorlar dediği, “Güzelliği ve hoşluğu bakımından yeryüzünde böyle bir insan işi yapılmamıştır” diyerek övgüyle bahsettiği, şehrin en sanatlı abidevi eseri, fotoğraf sanatçılarının gözbebeği, yurtdışından gelen turistlerin ise uğramadan dönmediği; Bursa Yeşil Cami.

Osmanlı Devleti’nin küllerinden yeniden doğduğu, banisi Çelebi Mehmet’in sultanlığı döneminde, belki de Osmanlı’nın en zor döneminde ortaya konan bu esere, o günün psikolojik koşullarını ve maddi olumsuzluklarını düşününce hayran kalmamak elde değil. Tarihin sanatla iç içe geçtiği en güzel camilerden birisi ve Osmanlı’nın Fetret Devri sonrası şahlanışının adeta nişanesi.

Sakız Adası’ndan ufak yaşta evlatlık olarak gelen Rum asıllı Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu olarak dünyaya gelen, ilk Türk arkeolog, çağdaş müzeciliğin kurucusu, ressam, Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane’yi yani bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kurucusu,  Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanlığını yapmış çok yönlü Osmanlı Münevveri (Aydın) olan  Osman Hamdi Bey’in görsel perspektifinden kaçmamış ve tablolarının ana mekanı olmuştur Yeşil Cami.

2004’te kıran kırana geçen müzayede de fiyatı tam 42 kez artırılıp, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzecilik tarafından dönemin parasıyla yaklaşık  5,5 milyona satın alınan “Kaplumbağa Terbiyecisi” ninde resmedildiği yer tam da burası. Caminin mimarı aynı zamanda Çelebi Mehmed’in de veziri olan Hacı İvaz Paşa tarafından çok amaçlı inşa edilen bu şaheser; yine Osmanlı’da tekamüle ulaşmış “Hünkar Mahfeli” uygulamasının görsel olarak en etkileyicisini de içinde barındırmakta.

İşte; Osmanlı’nın en sanatlı eserinin en özel bölümü ile Osman Hamdi Bey’in estetiksel görsel becerisi birleşince; ölümünden 109 sene geçse bile insanların belleklerine çizilmişçesine yer etmiş muhteşem sanat eseri “Kaplumbağa Terbiyecisi” tam da burada karşımıza çıkmakta.

Fransızca ve asıl adı “L’homme aux Tortues” (Kaplumbağalı Adam), İngilizce olarak kısaca “Tortoises” (Kaplumbağalar) olarak adlandırılan hepimizin “Kaplumbağa Terbiyecisi” olarak bildiği eserini Osman Hamdi Bey, 1906’nın mayıs ayında Paris’te açılan, Fransız Sanatçılar Derneği’nin (Société des Artistes Français) organize ettiği sergi için resmeder.

1857 yılında henüz 15 yaşında iken hukuk eğitimi alması için babası tarafından Paris'e gönderilen ve burada 12 yıl kalan Osman Hamdi Bey, Paris'te iken aralarında ünlü ressam Jean-Leon Gerome'un da bulunduğu atölyelerde çalışır.

Osman Hamdi Bey, her ne kadar Fransız kültürüyle yoğrulmuş ve batı terbiyesiyle yetişmiş biri olarak görülse de ilk eşi Fransızdır; kendisi, içinde bulunduğu kültürden uzaklaşmadan bunu eserlerine yansıtabilmiş dönemin en önemli ressamıdır.

Sanatçı; ilk icrasından bir yıl sonra 1907 yılında, Dünürü Salih Münir Paşa’ya ithafen, eserin ayrıntılarında ufak nüanslar içeren daha küçük boyutlu bir resim daha yapmıştır. Tabi akıllara hemen şu soru gelebilir; o dönemlerde “Kaplumbağa Terbiyeciliği” diye bir meslek mi vardı?

Fransa’dan 1869 yılında İstanbul'a döndüğünde Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü'ne getirilen Osman Hamdi Bey, resmin yapılışından 37 yıl önce Bağdat’tayken babasına yazdığı bir mektupta Tour de Monde dergisinin eline geçen sayısını zevkle okuduğunu belirtir.

Dergide, Aimé Humbert adındaki İsviçreli diplomatın Japonya’da gördüklerini anlattığı bir makalesi de yer almakta ve genellikle Koreli olduğu belirtilen Kaplumbağa Terbiyecilerinden söz edilmektedir. Terbiyecilerin küçük bir davulla çaldıkları ritim eşliğinde kaplumbağalara sıra halinde yürümeyi, alçak bir masanın üstünde üst üste dizilmeyi öğrettiklerini anlatan Humbert’in bu yazısına, bir de bu aktiviteyi betimleyen bir gravür de eklenmiştir. Bahsettiğimiz yazı ve gravürün Osman Hamdi Bey’e eseri için ilk kıvılcımı çaktırdığını söyleyebiliriz.

Birçok resminde olduğu gibi tablodaki kırmızı giysi giyen sakallı derviş, ressamın bizzat kendisidir. Ellerini arkadan bağlamış olan bu dervişin elinde bir ney bulunmakta ve başına gelişigüzel bir yemeni sararak Derviş Külahı takmıştır. Sırtında ise bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap da boynundan aşağıya sarkmaktadır. Dervişin ayaklarının hemen yanında ise yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbağalar vardır.

Resimdeki tek aydınlatıcı unsur, dervişin önündeki alçak penceredir. Yerde çok yavaş hareket eden kaplumbağalar, hiçbir şey öğrenmemek için âdeta çaba sarf eden dönemin bürokratları ve ağır aksak ilerleyen hantal devlet yapısıdır. Bütün bu olumsuzluğa rağmen terbiyeci, onları  bir mutasavvıf sabrıyla eğitmeye çalışıyordur. İçerdiği mesajları daha çok konuşulması gereken tablo için son not ise; Osman Hamdi Bey’in kaplumbağalar üzerinden Osmanlı’nın bir dönemine yapmış olduğu göndermedir.

Lale Devri’nde, Saray ve Saray’a yakınlığı bulunanların düzenledikleri eğlencelerde, kaplumbağaların sırtına mumlar dikilip yakılır ve kaplumbağaların bu şekilde serbestçe gezmeleri sağlanırmış. Bu hadise, dönemin şatafat simgesi olmuştur. Hatta bazı kaynaklarda, bu kaplumbağaların Kapıkulu Askerleri sınıfına dahil edildiği ve o zamanki Devlet yöneticilerinin bu kaplumbağaları kadrolu bir asker edasıyla bakıp kolladığı yazılıdır.

Sanatkarımızın ve aynı şekilde Türk Resim Sanatının en meşhur tablosu olan “Kaplumbağa Terbiyecisi” nin resmedildiği yer; Yeşil Cami Hünkar Mahfeli’nin kuzeye bakan cephesi ve muhteşem Taç Kapısı’nın üzerinde kalan pencerenin önüdür.

Pencerenin hemen üzerinde yazan bir Kelam-ı Kibar, resme dikkatli bakanların hemen ilgisini çekmektedir. “Şifa’ul Kulup, Lika’il Mahbub (Kalplerin şifası, Sevgiliyle buluşmaktır.)” Bu yazıyı araştırdığımızda çok az eserde karşımıza çıkmaktadır. Nadide olarak niteleyebileceğimiz bu yazı, Şemseddin Sivasi Hz.’nin türbesinin yanındaki camide ve farklı bir versiyonunu da Geyve’de görmekteyiz. Tabi ki burada kastedilen kalplere şifa olan sevgili ise Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir.

Bahsettiğimiz gibi ressamın sanat galerisi olarak gördüğü Yeşil Cami’de birçok eseri mevcut. Son dönemde hem sanatsal değeri hem pahası yüksek, Yeşil Külliyesi’nde resmedilmiş tabloları gündem oldu: “Yeşil Cami Önü”  13 milyon 509 bin TL’ye satılarak; Türkiye’nin en pahalı tablosu oldu. “Yeşil Cami'de Kuran Dersi”  tablosu ise Londra'da 4 milyon 640 bin sterline yani 35 milyon TL’ye alıcı buldu.  Büyük sanatçının Yeşil Külliyesi’nin muhtelif köşelerini fon olarak kullandığı başka çalışmaları da mevcut: Mihrap, İki Müzisyen Kız, Kuran Tilaveti, Yeşil Türbe’de Dua.

Türk rengi Turkuaz’ın Dünya’daki temsil noktası konumda olan ve Yeşil tonlarda bezeli İznik çinileriyle görsel şölen sunan Yeşil Külliyesi’nde; Osman Hamdi Bey’i aramak ya da Kaplumbağa Terbiyecisi olmak istemez misiniz? İlk Bursa gezinize, Yeşil mevkiini eklemeniz tavsiyesiyle; Selam ve Dua ile…

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.