Kekova, tarihle doğanın iç içe geçtiği benzersiz bir Akdeniz rotası. Batık Şehir’in kalıntıları, Kaleköy’ün huzurlu sokakları ve turkuaz koylarıyla dolu bu rehberde 2025 yılına ait güncel keşif önerileri sizi bekliyor!
Batık Şehir Kekova’nın izini sürüyoruz bu kez. Türkiye’nin en gizemli, en otantik yerlerinden biri olan Kekova Bölgesi (Üçağız, Kaleköy (Simena), Kekova Adası) doğası ve tarihi ile mutlaka görmeniz gereken rotalardan.
Tarihle denizin kol kola gezdiği bir yer varsa, orası kesinlikle Kekova’dır… Dalgaların altına saklanmış antik bir şehir, taştan evlerin üzerine yaslanan begonviller, yüzyıllardır zamanın akışını izleyen Kaleköy… Kekova, sadece bir rota değil; hem tarihi bir masalın hem de denizle yazılmış bir şiirin canlı sayfasıdır. Günümüzün keşif tutkunları için hala gizemini koruyan bu bölge, tekne motorunun sesiyle uyanır, her koyunda yeni bir hikaye fısıldar. Hazırsanız, batık şehirlerin izinde, göz kamaştırıcı koylardan taş sokaklara uzanan bu eşsiz yolculuğa birlikte çıkalım...

Kaleköy, diğer adıyla Simena… Denizin içinden yükselen bir tarih, kıyıya yaslanmış taş evler ve zirvede geçmişin izlerini taşıyan görkemli bir kale. Kekova’nın ruhu burada atıyor.
“Bu yaz nereye gidebilirim?” sorunuza cevap mı istiyorsunuz? Tarih ve doğanın iç içe geçtiği, şaşkınlık ve hüznün yüzlere yansıdığı, kadim Likyalılar’ın ışığında bir tatile ne dersiniz? Yönümüzü Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına çeviriyoruz. Muhteşem bir rotaya hazırsanız; işte depremlerin sulara gömdüğü Kekova Adası, turkuaz tonlarda müthiş bir gizem...
Akdeniz Bölgesi’nin en dikkat çeken turistik noktalarından biri olan Kekova Adası nerede yer alıyor? Kekova’nın ismi nereden gelir? Hangi bölge sınırlarında yer alıyordu? Yaşadığı hangi felaket sonucu “Batık Şehir” olarak ünlendi? Kekova Tekne turlarında görecekleriniz neler? Kekova hakkında bilmek istediğiniz her şey Kekova Gezi Rehberi'nde…
Kekova’nın Konumu
Peki Kekova nerede ve Kekova’ya nasıl ulaşım sağlanır?
Kekova, Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya ilimizin Demre ilçesi sınırlarında yer alır. Kaş ile Demre arasında bulunan Kekova Adası, Üçağız Köyü’ne ve Kaleköy’e çok yakındır. Hatta bu köylerin ön tarafında bulunur ve bir set gibi önlerini kapatır.

Kekova, Antalya’nın Kaş ve Demre ilçeleri arasında, Akdeniz kıyısında saklı bir hazine gibi uzanıyor. Ulaşım genellikle Üçağız veya Kaş’tan tekneyle sağlanıyor.
Demre’ye mesafesi 50 km, Kaş’a 35 km, Adrasan'a 80 km, Olimpos'a 100 km olan Kekova, yollarının biraz virajlı oluşundan ötürü dakika olarak yolunuzu uzatsa da kesinlikle görmeye değerdir.
Antik dönemde ise tarihi Likya Bölgesi sınırlarında yer almaktaydı Kekova.
Kekova Neresidir?
Şunu baştan söylemek gerekirse; bugün “Batık Şehir” olarak ün yapan Kekova Adası tüm bölgeye de ismini vermiştir. Kekova dediğimiz yer aslında burada yer alan ve tekne turlarıyla gidip yakınından geçerek ziyaret ettiğimiz adadır. Kekova Adası bu körfeze ve bölgeye ismini vermiştir.

Simena Kalesi’nin zirvesinden Kekova Adası’na bakmak, geçmişle bugünün kesiştiği o eşsiz ana tanıklık etmektir. Gökyüzüyle denizin kucaklaştığı bu manzara, sadece gözle değil ruhla da izlenir.
Teknelerin kalktığı Üçağız Köyü; tekne turunda gidilen Kaleköy (Simena) ve civar koyları içine alan bu bölgeye genelleme yapılarak “Kekova” denmiştir. Yani günlük konuşma dilinde herkes Kekova diyerek bu bölgeyi kasteder. Çoğu zaman buradaki köylerin ve antik yerleşimlerin adı anılmaz ve bilinmez. Çünkü dediğim gibi bölgeye genel olarak Kekova yakıştırması yapılmıştır.
Kekova İsmi Nereden Gelir?
Antik Likya Bölgesi’nde yer alan Kekova yine Likya dilinde “Dolichiste” olarak bilinmekteydi. Işık Ülkesi Likya’nın tarihi kentlerine kucak açan bu coğrafyada Kekova Adası üzerinde Dolichiste Antik Kenti yer alıyordu. Kekova’nın isim kökeninin ise “Khawakuwa” kelimesinden geldiği iddia edilmektedir. Zamanla da Kekova olarak dillere yerleştiği bilinmektedir.

Kekova Denilen Bölgede Yer Alan Yerleşimler Hangileridir?
Geçmiş ve günümüzü ele aldığımızda antik dönemde bölgenin çok daha hareketli olduğunu söylemek mümkün. Şimdilerin sakin ve sessiz coğrafyası burası. Antik dönemin ise hareketli ticaret bölgesiydi. Bu bölgede yer alan yerleşimler:
1. Üçağız (Theimussa)
Bazılarının Kekova Köyü dediği yer burası. Küçük, şirin, kendi haline, sakin ama bir o kadar da popüler. Antik dönemde Theimussa Antik Kenti’nin yer aldığı köydür Üçağız.

Üçağız Köyü, zamanın yavaş aktığı, denizin kıyısında sessizce yaşayan bir Akdeniz masalı. Kekova’ya açılan kapı niteliğindeki bu köy, sade güzelliğiyle hafızalarda iz bırakıyor.
Doğal bir liman özelliğine sahip Üçağız Köyü bölgenin merkezi sayılabilecek köy. Karayolu ile geldiğinizde ulaşım sağlayabileceğiniz tek yer çünkü burası. Aracınızla Üçağız’a gelip buradan kalkan teknelerle ancak Kekova Adası’na ve koylara ulaşabiliyorsunuz. Kaleköy’e ise karadan ulaşım mümkün.
Theimussa Antik Kenti’nin geçmişi yaklaşık 2500 yıl geriye gidiyor. 25 asırlık bu antik kentin ayakta kalan bazı yapıları Üçağız köyünün içinde karşınıza çıkıveriyor. Özellikle lahitler ve kaya mezarları dönemin ölü gömme adetleriyle ilgili ipucu veriyor size. Genellikle Hellenistik ve Roma dönemi izleri taşıyan mezarların bakımsız hali gözlerden kaçmıyor.

Üçağız Köyü’nün eteklerinde sessizce duran bu mezarlar, Likya medeniyetinin ölüme bakışını ve taş işçiliğindeki ustalığını gözler önüne seriyor.
Üçağız Köyü sakinlik arayanlar için bire bir. Köyün içerisindeki taş evlerin otantikliği göz alıcı. Sizi alıp nostaljiye sürüklüyor adeta. Pansiyonlar ise ahşap ve taş mimarisi ile bölgeye uyum sağlamış. Burada balık restoranları mevcut, hatta birkaç kafe de var. Limanda kurulu balık restoranlarında taze balık ve mezeler denenmeli. Otantik hediyelik eşyalar, köylü hanımların kendi el emeği ürünleri ve takıları ise satın alınabileceklerden.
Bir de tatmadan dönmek istemeyeceğiniz Keçi Sütlü Dondurmaları. Dilerseniz Üçağız Köyü’nde dilerseniz Kaleköy’de keçi sütlü dondurmanın tadına mutlaka bakın.

Kekova’nın sıcak günlerine en güzel eşlikçi: keçi sütlü dondurma! Yöresel lezzetlerle serinlemenin tam zamanı.
Tarihi Likya Yürüyüş Yolu güzergahında bulunan Üçağız bu açıdan da son derece popüler. Manzarası, masmavi suları ve huzur veren havası ise büyüleyici.
Limandan kalkan tekneler ile hem Kaleköy’ü hem de Kekova Adası’nı ve koyları keşfetmek burada yapacağınız ilk etkinlik olsun.
2. Kaleköy (Simena)
Üçağız Köyü’nden buraya karadan ulaşım sağlayabilirsiniz. Fakat tavsiyem tekne ile gidin Kaleköy’e ve manzarasının keyfini çıkarın. Üçağız’ın doğu istikametinde kalan Kaleköy ağzınızı açık bırakacak kadar güzel. Tekne ile karşısına geldiğiniz an yamaçtan aşağı kurulu tarihle iç içe geçmiş muhteşem bir görsel karşılar sizi. Yağlı boya tablosunu andıran Kaleköy, Kekova bölgesinin en kıymetlilerinden.

Kaleköy’ün denizle kucaklaştığı bu manzara, Akdeniz’in huzurlu ritmini yansıtır. Ahşap tekneler, taş evler ve zirvede tarih… Simena’nın kalbine hoş geldiniz.
Burada ilk dikkatinizi çekecek olan şey tepedeki kale oluyor elbet. Antik dönemin Simena Kenti burası, şimdilerin Kaleköy’ü. Simena Antik Kenti’nden günümüze ulaşan kalıntılar müthiş bir gizem katıyor buraya. Dikkatinizi çekecek ikinci şey ise suyun içindeki lahit oluyor. Kekova’nın reklam yüzü olan bu lahit yaşanan depremin sonucu olarak deniz suyunun içinde kalmış.

Kaleköy’ün simgelerinden biri: suyun içinde yalnızca başlığı görünen antik bir Likya lahdi.
Simena, Likya Uygarlığı’nın kıyı şehirlerinden biriydi. Sahip olduğu konumun stratejik önemi itibariyle tepeye bir kale inşa edilmiş, savunma ve gözetleme buradan yapılmıştı.
Şehrin akropolünün en üst kısmında sağlam duran Simena Kalesi’ne çıkmak biraz yorucu olsa da köyün sokakları arasında kıvrılarak kaleye yol almak keyif verici. Tarihi bir köyün sokaklarını arşınlayarak zirveye hele de o nefes kesen manzaraya ulaşmak gezinizi unutulmaz kılacaktır. Burada biraz sizin de nefesinizin kesileceği aşikar ama olsun kesinlikle çıkmaya değer.

Taş evler, kıyıdaki iskeleler ve kaledeki bayrak… Her şey yerli yerinde, geçmişin huzurunda.
Kaleye girişte müzekart geçiyor. Müzekartınız yoksa da ücretini ödeyip içeriye girebiliyorsunuz. Kurulan ahşap iskele ve basamaklar sayesinde yürüyüş daha kolay.
Akropolde yol alırken karşınıza çıkacak olan antik tiyatro ise yüz gülümseten cinsten. 300 kişilik bu antik tiyatro 7 oturma sırasına sahip. Buradaki doğal ana kayaya oyularak inşa edilmiştir.

Simena Kalesi’nin eteklerine oyulmuş bu minyatür tiyatro, Likya medeniyetinin sadeliği ve zarafetiyle şekillenmiş.
Anadolu’nun ve Likya Bölgesi’nin en küçük antik tiyatrosu olarak biliniyor. Manzarası enfes, insan düşünmeden edemiyor bu noktada. Binlerce yıl öncesi küçük de olsa tiyatroya sahip olan bir yerleşim ve sanata verilen değer...
Kalenin içindeki su sarnıçları, tapınak-kilise-cami olarak dönemine göre hizmet vermiş yapı ve gözetleme kuleleri, surlar yer alır.

Likya uygarlığının ölümsüzlük arayışı bu taş lahitlerde saklı. Kekova’daki bu nekropol alanı, kayaların ve yeşilliğin arasında tarihle iç içe bir sonsuzluk vadeder.
Kalenin arka tarafına doğru baktığınızda ise nekropol (mezarlık) alanını görürsünüz. Yaklaşık 2500 yıllık bir antik yerleşim olan Simena’da Likya ev tipi lahitler dikkat çeker. Ölümden sonraki hayata inanan Likyalılar ev tipinde lahitler inşa etmişlerdi. Bu lahit mezarların şekli ve görüntüsü hakikaten cezbedici güzellikte.
Ama durun durun kimsenin aklına ölüm gelmesin bu noktada, daha Kekova’da yapılacak ve yaşanacak çok şey var. Kaleden göreceğiniz manzara sizi alıp bir yerlere sürükleyecek kadar güzel, büyüleyici ve her yerde olmayan türden. Manzaranın tadını çıkarmak lazım...

Simena Kalesi’nden Kekova’ya bakan bu manzara, Akdeniz’in en dingin ve büyüleyici yüzünü sunuyor.
Kaleköy’de Rahmi Koç tarafından restorasyon yaptırılan bir zamanların medrese yapısı şimdilerde Rahmi Koç adıyla ilkokul olarak hizmet veriyor. Tepedeki kaya mezarlarının hemen üst kısmında ise Rahmi Koç’un villası yer alıyor.
Rahmi Koç daha önce burada satın aldığı bazı taş evleri yeniletti ve kendisine de bir villa inşa ettirdi. Sadece Koç değil, birkaç işadamının daha evlerinin olduğunu belirtelim Kaleköy’de. Bu şu demek aslında; Kaleköy bugün Türkiye’nin en pahalı köylerinden biri. Buradan ev almak milyonları gözden çıkarmak demek.

Simena kıyılarında doğa ile tarihin iç içe geçtiği bir an. Kaktüslerin arasından Kekova’ya bakarken, yalnızca bir manzaraya değil; geçmişin sessizliğine de tanıklık edersiniz.
Kaleköy’ün dar, taş kaplı ve tarih fısıldayan sokaklarında yürüyüp o meşhur lahite ulaşın mutlaka. Suyun içinde kalan lahit Kekova bölgesinin sembolü haline geldi. Kaktüs incirlerinin çokça yer aldığı köyde dilerseniz (mevsimine göre şayet varsa) kaktüs inciri (mısır inciri) dilerseniz keçi sütlü dondurmadan tadın.
Kekova Adası Hakkında Genel Bilgi
Kekova Adası, Türkiye’nin Akdeniz’deki en büyük adasıdır. “Batık Şehir Kekova” Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş durumda. Dolayısıyla yüzmek, dalış yapmak kesinlikle yasak. Adanın üzerinde yaşam kesinlikle yok. Burası artık bir açık hava müzesi niteliğinde.

Kekova tekne turu sırasında Batık Şehrin kalıntılarını yakından görebilirsiniz.
Tekneyle katılacağınız Kekova turunda adanın sadece kıyısına yaklaşıyor ve yavaş yavaş ilerleyip adada kalan kalıntıları izleyebiliyorsunuz. Bu noktada bir rehber eşliğinde dinleyerek gezmek ve anlamak çok daha anlamlı oluyor.
Kekova Adası yaklaşık 7 kilometre uzunluğunda, 500 metre genişliğinde, 188 metre yüksekliğinde bir ada. Kekova (Dolichiste) tarih boyunca hiçbir zaman karşısında bulunan iki önemli Likya kenti Theimussa ve Simena gibi bir şehir olmamıştır. Kekova Likya’nın ticaret merkezlerinden biri olarak daha çok bir limandı ve gelen gemicilere barınak olmuştu.

Bu iki şehrin önünde set gibi duran ve koruyucu bir görev üstlenen Kekova’da tersane bulunuyordu. Gemilerin bakımı ve onarımı yapılıyor, limana yanaşan ticaret gemileri mallarını bırakıyor bazen de mal yüklüyordu. Amphoraların sıklıkla bulunduğu Kekova’da ticaretin yoğun bir şekilde sürdüğü apaçık. Akdeniz’deki deniz ticaretinin kıymetli limanlarından biri olmuştu Kekova Adası.
Bugün Batık Şehir diye ünlenen ada bir zamanlar karşı kıyısındaki Simena Antik Kenti’nin bulunduğu ana kara ile birleşikmiş. Fakat malesef tarihte yaşanan depremlerle sular altında kalmıştır.
Bilinen ilk deprem M.S. 68 yılında Mısır civarında oluşmuştur. Bu deprem beraberinde tsunamiyi doğurmuş ve dev dalgaların etkisi Antalya kıyılarına da vurmuştur. Bu tsunami sonucu Myra, Simena, Patara gibi bazı kentler sular altında kalmıştır.

Kekova’nın sarp kıyılarında suskun duran bu taş lahitler, Likya uygarlığının ölümsüzlüğe inancını ve kayaya kazınmış tarihini anlatıyor. Her biri ayrı bir yaşamın sessiz bekçisi.
Sonrasında M.S. II. Yüzyılda Kekova yeni bir deprem daha yaşamıştır. Meydana gelen bu şiddetli büyük deprem ile göçük yaşayarak bir ada haline gelmiştir. Depremin sonucunda ise sular altında kalan batık şehir ortaya çıkmıştır. II. yüzyılda yaşanan bu depremin yine Antalya bölgesinde çok etkili olduğu, batıdaki Patara civarından doğusudaki Aspendos’a kadar şiddetini gösterdiği bilinir.
Son olarak 7. yüzyılda yaşanan depremlerle de artık şehir yaşanmaz hale gelir. Hatta Likya bölgesindeki bazı kentler bu şiddetli depremden sonra terkedilir. Kekova Adası’nda ise geriye sular altında kalan bir şehir kalır. Bugün gezdiğimiz ve izlerini gördüğümüz ada, depremlerin sonucu terkedilen ve “Batık Şehir” olarak bize miras kalan arkeolojik sit alanıdır yani bir müzedir aslında.

Batık Şehir Kekova’nın en sembolik izlerinden biri de denize inen antik basamaklar. Sulara gömülen bir yaşamın sessiz tanığı gibi, tarihten bugüne ulaşan bir kapı gibi…
Batık Şehir turunu yaparken göreceğiniz evlerin kalıntıları, sokaklar, merdivenler, su toplama sarnıçları ve dahası hem hüzünlendiriyor hem de şaşırtıyor.
Evlerin ana kayaya oyulmuş arka cepheleri sık sık karşınıza çıkıyor. Ön cepheler belli ki depreme yenik düşüp sulara gömülmüş. Evlerin içlerindeki küçük nişler de dikkatlerden kaçmıyor.

Yüzyıllardır doğayla iç içe kalan bu taş duvarlar, Kekova’nın Batık Şehir bölgesinde zamanla şekillenmiş bir uygarlığın izlerini taşır.
Bazı evlerin kapıları ya da pencere kısımları da ayakta kalmış. Sokak aralarındaki merdivenler ise yine ana kayaya oyularak yapılan basamaklar şeklinde. Tekneden aşağı baktığınızda suyun içinde ara ara ev tabanlarını ve temellerini görüyorsunuz.
Hamam ve kilise ise açıkça görülüyor. Limanı ve işlek bir ticari yaşamı olan Kekova’da hamam yapısının bulunması pek normal elbet. Antik dönemde pagan inanışın yerini, Bizans ile Hristiyanlık alınca da kilise inşa edilmiştir buraya. Geziniz sırasında kilise kalıntılarını da görüyorsunuz.

Kekova Batık Şehir’in kıyıya yaslanmış duvarları bir limana ait.
Bunların dışında en dikkat çekici olan ise artık suyun neredeyse 3 metre altında kalmış olan mendirek. Bir zamanların limanı tamamen sulara gömülmüş yaşanan deprem felaketleri ile. Mendirek ise usulca yaşamaya devam ediyor suyun altında.

Su altındaki bu mendirek, geçmişin zarif izlerini turkuaz derinliklerde hala gururla sergiliyor.
Tekne turlarında bazı teknelerin alt kısmında camekanlı bölüm oluyor. Kaptan gezi sırasında bu camekanlı bölümden sizlere amphoraları gösteriyor. “Çift kulplu” anlamına gelen ve özellikle deniz ticaretinde kullanılan amphoralar parçalanmış halde suyun dibinde yer alıyorlar. Zamanında malesef soyguncular tarafından yapılan dalışlarda çoğu amphora parçalanmış ve zarar görmüştür.
Şunu belirtelim ki Kekova Adası’nda özel bir çalışma ya da kazı yapılmadı. O yüzden hala bilemediğimiz ayrıntılar var. Şimdilik bildiğimiz en büyük gerçek ise depremin son verdiği yaşamlar ve sulara gömdüğü koskoca tarih...
Yüzmek kesinlikle yasak, fakat adanın batı tarafına düşen Tersane Koyu’nda yüzme molası verilebiliyor. Koyda yer alan tarihi kalıntılardan özellikle Bizans dönemine ait olan kilise kalıntısı (apsis dikkat çekici) Tersane Koyu’na ayrıcalık katıyor. Tertemiz denizi ile en güzel koylardan biridir burası.
Kaş’tan Kekova’ya Tekne Turu
Üçağız Köyü’nden kalkan teknelerle Batık Şehir Turu yapmanız mümkün. Fakat bir önerimiz daha var ki; şayet Kaş’ta tatil yapıyor ya da konaklıyorsanız Kaş’tan Kekova’ya Tekne Turu yapma şansınız var. Öncelikle şunu belirtelim Kaş-Kekova arası deniz yolu ile 1 saat 15 dk dürmektedir. Kaş’ta bazı acentalar ziyaretçilere bu turun 2 buçuk saat sürdüğünü söyleyerek, karayolu ile Kekova’ya gidip Üçağız’dan tura başlamaktadırlar. Oysaki Kaş limanından tura başlamak çok daha keyiflidir ve bölgede daha kapsamlı bir tur yapma şansınız doğmaktadır. Yani Kaş’tan Kekova’ya deniz yolu ile tur yapmanızı öneririm.
Bu noktada bizim tavsiyemiz Kaptan Ergun ile demir alıp Batık Şehri keşfetmeniz olacaktır.

Kekova’yı keşfetmenin en keyifli yolu: Tekne turu...
Ergun Kaptan ve ekibi gerek günübirlik gerekse haftalık tekne turları ile ziyaretçilerine kaliteli bir hizmet sunmaktadır. Bölgeye son derece hakim olan Ergun Kaptan ile Kekova Adası ve civarında yer alan, karadan ulaşımı olmayan enfes koyları görebilir, masmavi Akdeniz sularında serinleyebilirsiniz. “Gürültülü tekne istemem, mavi koylarda sükunet ararım” diyenlerdenseniz Ergun Kaptan ile mutlaka iletişime geçmelisiniz.
Kaptan Ergun öncülüğünde Kaş ve Kekova’yı adım adım keşfetmek; keşfederken de lezzetli yemeklerin ve ikramların tadına bakarak gününüzü mükemmelleştirmek için daha detaylı bilgiyi Boattripturkey adresini tıklayarak alabilirsiniz. Ayrıca Kaptan Ergun instagram hesabından iletişime geçip takipte kalabilirsiniz.