25 Nisan 1915: Anzak Koyu'ndan Conkbayırı'na

Ercan Yavuz | 2020-04-25

 

Tarihimiz içerisinde belki de en fazla adı geçen, herkesin bir fikrinin olduğu konudur Çanakkale Muharebeleri. Herkesin bir anekdot anlatabildiği, “Bizim dedemiz orada şehit oldu.” diyenlerin her zaman çoğunlukta olduğu yerdir Çanakkale.

Zamanla bu tarihin içine girdiğinizde Çanakkale Muharebeleri'nin dışında sekiz cephenin daha olduğunu öğrenip neden Çanakkale'nin ön plana çıktığını, belki de Tarihi Alanı gezdiğinizde, buranın tarihini yerinde dinlediğinizde, 105 yıldır hala görülebilecek tarihi dokuyu kendi gözlerinizle gördüğünüzde anlayabilirsiniz.

Bana kalırsa tarihi alanda bulunan bu detaylar içerisinde, ziyaretçileri en çok cezbeden I. Dünya Savaşı’ndaki tek zaferimiz olmasıdır. Pek çok ülke gibi kimse başarısızlıkları konuşmak istemez; belki de bu yüzden herkesin dedesi Çanakkale’de savaşmış ya da şehit düşmüştür. Her ne olursa olsun Çanakkale hem bizim hem de rakiplerimiz için önemli bir yer ve adı her zaman ön plandadır.

Özellikle bahar ayları geldiği andan itibaren Çanakkale herkes için ilk ziyaret noktası haline gelir. 18 Mart Deniz Zaferimizin törenleri ve sonrasında 25 Nisan’daki ANZAC törenleri buranın akılda yer almalarını sağlayan en önemli zamanlardır.

Ulus olarak Çanakkale dediğimiz anda doğal olarak herkesin aklına gelen ilk tarih 18 Mart 1915’tir. Deniz zaferimizin geldiği 19 Şubat 1915 ve 18 Mart 1915 tarihleri, tabiki biraz daha öncesinde Çanakkale Boğazı’nda gerçekleşen mücadeleler ve gerek alınan önlemler, gerekse askerimizin direnişi ile Çanakkale’nin Geçilmez kılınması. Seyit Onbaşı, Nusrat Mayın Gemisi, Ocean, Bouvet, Mecidiye Tabyası ve herkesin bir çırpıda sayabileceği diğer isimler...

Genelde ortalama 100 km tarihi alan turunun ilk başlangıç tarihidir Boğaz Muharebesi ve ziyaretçi boğazı görerek bütün bu isimleri bir çırpı da duyuyor. Sonra tur devam eder ve konu bir yere kayar. Çanakkale Muharebeleri’nin ‘Kara Muharebeleri’ bölümü... Bambaşka bir tarih, bambaşka bir coğrafya, bambaşka bir rakip...

Tabiki Kara Savaşlarının 8,5 aylık sürecini birkaç satıra sığdırmak çok zor. Ama burada yine herkesin en çok bildiği rakip olan Anzaklar... Dolayısıyla Arıburnu Cephesi’nde yaşananları bir rehber gözünden anlatmak; acaba Anzaklar burada Türklere karşı savaşacaklarını gerçekten bilmiyor muydu, doğru yere mi harekat yaptılar, bizim dizilişimiz nasıldı, Mustafa Kemal Atatürk ve diğer subaylarımızın mücadelesi nasıl oldu gibi konulara değinmek, biraz kıyas yapmak burayı anlamanızı kolaylaştırır.

Liman von Sanders’in 5. Ordu Komutanlığı’na atanması, Mustafa Kemal Atatürk’ün 25 Şubatta Maydos (Eceabat) Çamburnu Kalesine 19. Tümen komutanı olarak gelmesi ve akabinde Bigalı Köyü’ne gidişi herkesin ezbere bildiği bir konudur.

Peki dahası...

25 Nisan 1915

Arıburnu sahilde bulunan Asteğmen Muharrem ve İbradalı İbrahim komutasındaki iki takımımız ilk savunma hattımızdır. Arıburnu sırtlarında Yüzbaşı Faik gece karanlığında yavaş yavaş açık denizde gemilerin ışıklarını seçmeye başladığında; denizden başaramadıklarını karadan deneyeceklerini anlayarak, tertibatı almaya başlarken durumu kendisinden 2 saatlik yürüyüş mesafesinde bulunan Maydos Ana Karargaha da bildirdi.

Gemilerden çıkarma filikalarına binmeye başlayan Avustralya ve Yeni Zelandalıların oluşturduğu Anzakları taşıyan yaklaşık 36 bot saat 04:30 civarı Arıburnu sahiline yanaşmaya başlar başlamaz direnişimiz de başladı.

Sayılar ilk anda Türk askeri aleyhine dengesiz olmasına rağmen, gerek arazi gerekse askerimizin mukavemeti oldukça başarılıydı ama ne zamanki Anzaklar kıyı şeridini ele geçirip tepelere doğru tırmanmaya başladı o zaman destek ihtiyacımız ortaya çıktı. 1300’e karşı 160 kişilikbir mücadele tabiki denk değildi ama ana birlik için zaman kazanılması gerekiyordu. Eceabat’ta 27. Alay Komutanı Mehmet Şefik Aker top, tüfek seslerini duyduğunda hemen 9. Tümen Komutanı Halil Sami Bey’e bir telgraf çekerek, savunmadaki askerlerine destek olmak amacıyla Arıburnu’na hareket etmek ister ama gerçek harekat noktası belli oluncaya kadar beklemesi emredilir.

Saat 05:45’te hareket emri gelir ve 2 saatlik bir yolculukla savaş hattına ulaşır.

Saat 08:00 olmuştur ve 2. taarruz Mehmet Şefik Aker’in emriyle başlar. Anzakların sayısı yaklaşık 8000’i bulmuş ve bir an önce takviye alınması gerekecektir ki tek takviye alınabilecek yer de Bigalı Köyü’dür. Birlik ise Mustafa Kemal Atatürk’ün komutanı olduğu 19. Tümen’dir.

Hemen Mustafa Kemal Atatürk’e bir telgraf gider ve bu telgrafta bir tabur alarak savaş hattına hareket etmesi istenir. İşte burada alınacak olan karar belki de savaşın değiştiren en önemli kararlardan biridir. Çünkü top tüfek sesleri o kadar fazla artmıştır ki Yarbay Mustafa Kemal, bunun gerçek bir harekat olduğunu 1000 kişinin (1 tabur) bu direniş için yeterli olamayacağının düşünerek 57. Alay’ın tamamını savaşa sokmaya karar verir. Ancak önünde 2,5 saatlik zorlu bir yürüyüş vardır ve saat 10:00 civarı Conkbayırı’na ulaşır. Dinlenmesi için askerlerine süre verir ve yaveriyle gözlem amacıyla ilerlerken ilk direniş yapan gruptaki askerlerin sağ kalanalarından oluşan 10 – 15 kişilik bir grupla karşılaşır ve onlara:

- Askerler, neden kaçıyorsunuz?

- Kumandanım, düşman! Diyerek tırmanan Anzak askerlerini gösterir.

- Düşmandan kaçılmaz!

- Cephanemiz kalmadı kumandanım.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var. Süngü tak, yat!

Türk askerinin mevzilendiğini gören Anzaklar da hemen yere yatar.

Kazanılan birkaç dakikalık zaman zarfında 57. Alayın dinlenmekte olan birliklerinin yanına geldiğinde o meşhur emrini verir.

Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir.”

Ve 57. Alayın tarruzu başlar.

Peki bu arada karşı tarafta neler oluyordu?

Yabancıların ilk birlikleri karaya çıkmaya başladığı anda Eric William Tulloch isminde bir subay yavaş yavaş araziye tırmanya başlar. Kılıçbayırı ve ardından Düztepe’nin güney yamaçlarına yaklaştığında, o an ellerini kollarını sallayarak etrafındaki askerlere emirler veren bir subay görür. Günlüğüne yazdığına göre 400 yard mesafededir, ateş eder ama ıskalar ve taarruz başlayınca da geri çekilmek zorunda kalır. Bu subay Çanakkale’den ülkesine sağ olarak döner.

1926 yılında Aspinall Oglander – Ian Hamilton’un önemli subaylarından biridir – Gelibolu Harekatının resmi tarihini yazar. Eric William Tulloch bu resmi savaş tarihini okurken 25 Nisan ilk sattlerinde sabah saat 10:00 civarında Düztepeden baktığında ellerini kollarını sallayarak etrafındaki askerlere emir verirken ateş edip ıskaladığı kişinin kimliği kendisini oldukça şaşırtır. Çünkü o kişi, o sırada 57. Alay’ı taarruza hazırlayan Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değildir. Vurulmuş olsa belki de bambaşka bir tarih bizi bekliyor olacaktı. Çanakkale Savaşları’nın ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüm noktalarından birisidir bu an.

Daha sonra gelen takviye ile avantaj lehimize geçmişken, Anzaklar arasında bir kargaşa hakimdir. Pek çok subay bölgenin tahliye edilmesini aksi halde gece karanlığında gerçekleşecek bir taarruz ile sayıları 16.000’i bulan Anzakların çok büyük bir kayıp yaşayacağı öngörülür. Ama 16.000 kişi bir günde nasıl tahliye edilir. Çareler düşünülürken, Ian Hamilton’a çok önemli ve belki de Çanakkale Savaşları’nın yine bir dönüm noktası olan bir haber ulaşır. AE2 isimli bir Avustralya denizaltısının boğazı geçerek Marmara Denizi’ne geçmiştir.

Eğer bu denizaltı 10 – 15 süre Marmara Denizi’nde kalırsa, İstanbul’da Çanakkale’ye erzak, asker, cephane taşıyan pek çok gemi batırılır. Erzaksız ve cephanesiz ordu da bize karşı savaşamaz düşüncesiyle bölgeyi boşaltmak isteyen Anzaklara şöyle bir emir gider:

Şu ana kadar en zor olanı yaptınız, ancak hayatta kalmak için kazın, kazın, kazın!”

Gelen emirin ardından gerek bir kişi gerekse bir grup için siperler kazılmaya başlanır. Bu andan itibaren Çanakkale Savaşları bölge bölge boşaltılıncaya kadar 259 gün boyunca devam edecektir. Eğer o denizaltı geçmemiş olsaydı bölge aynı gün boşaltılır ve Arıburnu Cephesindeki, belki de yarımadanın tamamındaki mücadele biterdi. Yani Avustralya denizaltısı savaşın uzamasına sebep olur.

Peki sonra bu denizaltıya ne oldu?

30 Nisan’da Sultanhisar torpidobotu tarafından Karabiga açıklarında yakalandı. Denizcileri esir alınarak, esir kamplarına gönderildi ve Deniz altı kaptanı Henry Stoker tarafından batırıldı. Bugün Karabiga açıklarında 70 metre derinlikte yatmakta.

Savaş sonrası bu denizciler serbest bırakıldı. Denizaltı kaptanı Henry Stoker TV yıldızı oldu ve diğer önemli bir isim kuzeni Bram Stoker da meşhur Dracula kitabını yazdı. Oldukça ilginç karakterleri barındıran bir yerdi Çanakkale.

Tabi Anzaklar burada 259 gün boyunca zaman zaman en kanlı, zaman zaman da en son Centilmenler Savaşı olarak adlandırılabilecek kadar dostane olayların yaşanmasına şahitlik ettiler. Ama düşünülenin aksine Anzaklar burada Osmanlı Devleti’ne karşı savaşacaklarını bilmekteydiler. Gelibolu’ya doğru olan yolculukları sırasında ailelerine yazdıkları mektuplarda bunu sürekli vurgularlar.

Örneğin Avustralyalı kardeşler Oliver Cumberland ve Joseph Cumberland, kız kardeşlerine yazdıkları mektuplarında, “Bizi öldürecek bir Türk mermisi daha icat edilmedi.” diye yazarlar. Ancak 25 Nisan 1915’te Oliver Cumberland yaralanır, Kahire’ye hastaneye gönderilir ve tekrar haziran ayında Gelibolu’ya döner; savaşın ilerleyen safhalarında ölür ve kendisi Lone Pine Mezarlığındadır. Kardeşi ise Gelibolu’da aldığı yaralar neticesinde Mısır’da ölür, o da İskenderiye’de Chatby Mezarlığında.

Savaşın son safhasına kadar pek çok acının yaşanmış olması, üzerinden 105 yıl geçmesine rağmen hem Anzak hem de Türklerin dost olmasını engelleyemedi. Savaş her iki tarafa da farklı dersler verdi. Sürekli mağlubiyetlerin artık yerini artık zaferlere bıraktığını Türklere hatırlattığı gibi; Anzaklarda da bir millet oldukları duygusunun ortaya çıkmasını sağladı.

 

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.