Bir Rehberin Gözünden Troya: Troya Bir Attan İbaret Değildir

Ercan Yavuz | 2020-05-16

Bir rehberin gözünden Troya Antik Kenti hakkında merak edilen birçok sorunuza cevap bulabileceğiniz bir yazı. Troya bir at hihayesinden daha fazlası...

Belki de günümüze kadar arkeoloji dünyasının en çok adı duyulan, en çok tartışması yapılan veya dünya üzerinde yer alan arkeolojik yerler içerisinde, en azından ismi bilinen yerlerin başında gelir Troya kenti. Hikayesini bilmeyen yoktur belki. Troya denildiğinde her ne kadar insanların aklına ilk Troya Atı gelse de, Troya Atı’ndan çok daha fazlasıdır aslında tarihiyle ve hikayesiyle.

Günümüze kadar hakkında binlerce metin yazılmış, bir çok film çekilmiş olan bir kentin bilinmemesi, hele hele güncel filminin izlenmemiş olması düşünülemez. Tabi her film izleyenin, her kitap okuyanın bir fikri vardır Troya ile ilgili.

Acaba bir rehber gözünden Troya nasıldır ya da sıradan bir antik kent nasıl anlatılır?

Bir rehber olarak Troya Antik Kenti sıradan bir antik kenti anlatmaktan çok daha zordur. Çünkü herkes bir şeyler bilir bu kentle ilgili. Bu yüzden beklentilerin fazla olduğu bir kenttir Troya. Biraz sabır, biraz merak ve arkeoloji ile mitolojinin birleşimi aslında bu işin anahtarıdır.

Günümüzden 3200 yıl öncesi yaşanmış bir savaş, 5600 yılı aşkın yaştaki bir kentten geriye kalanları düşündüğünüz zaman, beklentiler her ne kadar büyük olsa da, çeşitli sebepler nedeniyle günümüze kalanlar, tahribat, kurtarma kazıları görüldüğünde bir an hayal kırıklığı yaratır bu tarz antik kentler. Ama yaşananları düşündüğünüzde, evet işte burasıdır o kent. Tabi ki soru işaretleri ile dolu olan bu kentin öncelikle soru işaretlerini kaldırmalı ve bulunduğu bölgenin önemini anlamalıyız önce.

Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Marmara Denizi arasında bulunan bir su yolu, tarih boyunca çok önemli olan bir yerdir. Her ne kadar sebepleri farklı gibi görünse de iki Doğu-Batı Savaşı’nın en önemli sebeplerinden biridir. Antik dünyada bile her zaman adı duyulan, antik metinlerde sürekli yer alan bu doğal oluşum doğayısıyla bölge tarihinin en kilit noktasıdır. Bir engeldir.

Herkes başka bir film olan 300 Spartalı ve Leonidas’ın hikayesini bilir. Peki o zamanlar Perslerin bu yolculuğu nasıl oldu?

M.Ö. 490 Pers Kralı Xerxes’in Batı dünyası seferinde bu coğrafya anlatılır. Öncelikle Abydos’a gelmiş, çeşitli uğraşlardan sonra gemilerden oluşturduğu köprüyle Sestos’a geçmiş ve Yunanistan’a doğru yoluna devam etmiştir Xerxes. Peki bu Abydos ve Sestos da neresidir?

Başta bir anlam ifade etmez ama Abydos’un şuanki Boğaz Komutanlığı, Nara Burnu; Sestos’un da Eceabat’ın kuzeyinde yer alan bir yerleşim olduğu hatırlatılınca, hemen hayalimizde canlanıverir Xerxes’in 640 parça gemiden oluşan köprüsünü kurduğu yer.

Ya Büyük İskender...

Öncelikle Avrupa tarafına gelmiş, Asya Seferi sırasında bu doğal engel Çanakkale Boğazı’nı geçmek için en güneye doğru yani Eleus’a gelmiş, Hellespont’u geçtikten sonra ordusu içerisinde Asya topraklarına ilk ayak basan kişi olmak için gemisinden atlamış, Sigeon Burnu’ndaki Achilleon’da yer alan Achilleus’un tümülüsünü ziyaret ederek, Achilleus’un kalkanını almış, Troya ziyaretinden sonra Perslere karşı ilerlerken bu kalkanı sürekli ordusunun önünde taşımıştır Büyük İskender.

Kendisi ile Achilleus arasında bir bağlantı olduğunu düşünür; çünkü Achilleus’un oğlu Pyrus, Hector’un eşi Andromakhe’yi esir olarak alır ve yıllar sonra onların soyundan gelen Olympia da Büyük İskender’in annesi olur. Dolayısıyla Büyük İskender Achilleus’un soyundan geldiğini düşünür.

Diğer bir önemli şahsiyet de Fatih Sultan Mehmet...

Gittiği her yere İlyada’nın kopyalarını da götüren, Troya Savaşı’nın destansı tarihine hayranlık duyan, aynı zamanda Büyük İskender’in tarihini dikkatle takip edip 1462 Midilli Seferi sırasında uğradığı Troya Harabeleri’nde, Hektor ve Büyük İskender’in bir zamanlar ayak bastığı topraklarda, tarihçisi Kristovulos’un yazdığına göre “Truva’nın intikamını aldım.” diyen Fatih Sultan Mehmet...

 

Ve Mustafa Kemal ATATÜRK...

Ya da tüm Dünya’nın dilinde olan bir Doğu-Batı Savaşı’nın, özellikle Troya kısmının çok daha ayrıntılı ortaya çıkarılmasını ve bu yüzden arkeolojik çalışmaların başlatılmasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Troya’ya duyduğu ilgi...

Görüldüğü üzere Troya her dönem büyük bir ilgi görmüş; en azından herkesin adını bildiği bir kenttir.

Bir de acaba biz gerçek Troya’yı mı ziyaret ediyoruz?

Bu da soru işaretlerinin en önemlilerindendir. Tabi ki günümüzün modern arkeolojisi ve buluntularla buranın gerçek Troya olduğu biliniyor. Ama biz öncelikle Troya’yı M.Ö. 730’larda Homeros’un yazdığı İlyada’da görüyoruz. Aslında her ne kadar Troya’nın düşüşünden yaklaşık 500 yıl sonrası yazılmış olsa da, İlyada bize kentin konumuyla ilgili bazı ipuçları verir. Mesela; Hellespont, Tenedos, Abydos, İmbros, İda Dağı...

Hepsi Çanakkale, Çanakkale Boğazı, Bozacaada, Gökçeada ve Kaz Dağları’nın eski çağlardaki isimleridir. Dolayısıyla Troya’yı gidip İspanya veya İtalya’da aramanın mantığı yoktur. Bir tane Çanakkale Boğazı, bir tane Gökçeada ve orası da bulunduğumuz coğrafyadadır. Yani Troya Çanakkale’dedir.

Günümüzde var olan Troya ilgisi eskidende vardı. Herkes Troya’yı bulmak için çaba gösteriyordu. Tek fark arkeoloji biliminin yeni yeni ortaya çıkmasından dolayı kullanılan ilkel yöntemlerdi. İlyada’da yer alan ipuçlarını takip eden ilk kazıcıların Troya’nın tarihsel, kültürel önemiyle çok da fazla ilgilendikleri söylenemez. Bu kadar önemli olan bir kent zengin olmalıydı ve bu kentin çok da büyük bir hazinesi olmalıydı.

1850’lerde ki küçük kazılar ardından, Frank Calvert ile devam edip1873 tarihinde Heinrich Schliemann’ın 8873 parçalık hazineyi bulmasıyla sonuçlanan bu ilk kazı çalışmaları maalesef kente çok büyük bir zarar verdi. Şu anda hazinenin büyük bir bölümü Moskova Puşkin Müzesi, St. Petersburg Hermitage Müzesi ve 6-7 farklı müzededir.

Peki Troya’yı bu kadar önemli kılan, zenginleştiren neydi?

1. Öncelikle konumu. Çünkü Çanakkale Boğazı’nı gördüğünüzde gemi trafiğini de farkedersiniz. Yılda 40 bin gemi geçişi deniz ticaretinin en büyük göstergesi ve bu 3500 yıl öncede aynıydı. Tek bir farkla o da rüzgar. Yılın 280 – 290 günü boğazdaki rüzgar bu ticaretin kilidi olmuştur.

Genellikle Ege’den giriş yapan gemilerin ihtiyaç duyduğu rüzgarı boğaz geçişi öncesi beklemeleri gerekecekti. Bu bekledikleri yer de Troya Limanı’dır. Bekledikleri süre içerisinde vergiler ödenir, ticaret yapılır, doğru akıntıları göstermeleri için de kılavuzlar tutulurdu ve bu da Troya ekonomisinin temelini oluşturdu. İşte bu yüzden antik kent ziyaretindeyken yürüyüş parkurunda “Troya’ya zenginliği rüzgar getirdi.” yazar.

2. Diğer sebep hepimizin yazılı ve görsel medyada karşılaştığı Kazdağları, yer altı zenginliği olan altın madenleri ve siyanür tartışması. Kazdağları ve Bergama’ya kadar uzanan Madra Dağı hattında onlarca altın madeni ruhsatı verilmiş yer vardır.

Eğer günümüzde bile altın madeni tartışmaları devam ediyorsa, en azından 3000 yıl öncesi bir altın madeni mutlaka vardır. Bulunan hazine içerisindeki altın miktarını, bu altınların tarihini düşünecek olursanız, Troya’nın da yer altı zenginliği vardır.

3. Aynı zamanda belki de çoğu zaman farketmediğimiz Çanakkale’den Troya’ya giderken üzerinden geçtiğimiz köprünün altında az da olsa akmaya devam eden Simois (Dümrek) ve Skamandros (Karamenderes) nehirleri ve beraberinde getirdiği alüvyonlar tarımın gelişmesini sağlamış.

Yani tarım Troya’nın zenginleşmesinin en önemli sebeplerindendir. Bütün bunları düşününce tarih boyunca pek çok deprem, işgal, savaş ve yıkım görmüş Troya sakinleri hiçbir zaman bu coğrafyadan ayrılma gereği duymamışlar, yeni yurt aramamışlardır.

Bütün bu sebeplerden dolayıdır ki Troya, rakipleri için her zaman bir hedef olmuştur. Bu hedefi, bu zenginliği ele geçirmek için girişilecek mücadele için de bir mazaret gerekecek; o da Troyalı Helen olacaktır.

Troyalı Helen... Aşk uğruna yaşanan bir savaş... Gerçek de öyle midir?

Ziyaretçilerin pek çoğu, belki bir anda kolaya kaçmak için ve en azından Troya ziyareti öncesi temel bir bilgi olsun diye meşhur 2004 yapımı Troya filmini izler. İlyada’yı okudunuz mu diye sorulduğunda ise verilen cevap, “Hayır, ama filmi izledim.”

Peki Troya filmini izlemek ile İlyada’yı okumak arasında fark var mıdır ya da filmde gördüklerimizin hepsi İlyada’da var mıdır?

Hayır.

Çünkü İlyada Hektor’un ölümüyle biter ve film ile kıyaslandığında bu filmin ortasına denk gelir. “İşte böyle oldu yiğit Hektor’un cenaze töreni.” diyerek biter İlyada.

Peki Hektor’un ölümünden sonra ne olmuştur, filmde izlenenler nasıl hikayeye dahil edilmiştir?

Tahmin edilenin aksine İlyada, Troya Savaşı’nın son 51 gününü anlatan, genellikle Achilleus’u merkez alan bir eserdir. Sadece bu bile hatırlatıldığında ziyaretçilerin yüzündeki ifade, Troya ziyaretinin aslında süprizlerle dolu olduğunu göstermeye yeter.

Filmde izlenen diğer sahneler aslında Küçük İlyada adıyla bilinen, İlyada’da konu edilen hiçbir konuya değinilmeden, surların önüne bırakılan tahta bir at ve kentin yağmalanması ile başlayan bir eserdir. Ayrıca diğer bir görüş de, “Pers istilası sırasında, küçük kent devletlerinden oluşan Yunanları bir araya getirebilmek için, Troya Savaşı’nda yaptığımız gibi tekrar birlik olursak, Persleri başımızdan atarız.” düşüncesini yayabilmek amacıyla eklenmiş bölümlerdir.

Yani İlyada ile sonradan eklenenler arasında en azından 200 yıllık bir fark vardır. Bu da aslında dikkatlerin kentin tarihine toplanmasına ve ziyaretçiler arasında merak uyandırmaya yetmektedir. Çok uzun bir geçmiş olduğundan dolayı kanıtlara ulaşmak çok zor ve bu yüzden arkeologların buldukları arkeolojik verileri yorumlamalarına da güvenmeliyiz.

Savaş 10 yılın sonunda biter. Günümüz modern arkeolojisi bize savaşın yaşandığı tarihlerin verilmesine de zemin hazırlamıştır.

Örneğin, Odysseia; Troya’nın düşmesi neticesinde, İthaka’ya dönmek için yola çıkan ve 10 yılın sonunda evine, eşi Penelope’ye dönen Odeyseus’un hikayesi. İthaka’ya döndüğünde bir güneş tutulması sırasında, onun yokluğunda eşine talip olanları öldüreceğini öngören bir kahinin söylemlerinden yola çıkan bilim adamları, gelişen teknolojinin de yardımıyla tarihi geri sayarak bu tutulmanın M.Ö. 16 Nisan 1178’de olduğunu bulur. Odeyseus’un yolculuğunun da 10 yıl sürdüğünü düşündüğümüzde Troya’nın düşüşünün yaklaşık M.Ö. 1188 civarı olduğu söylenebilir.

 

Peki kentin düşmesi sonrası gelen 300 yıllık karanlık bir süreç ve ardından M.Ö. 9. yüzyılda kurulan kentin 900 yıllık Yunan tarihinin ardından Romalılar tarafından ele geçirilip bütün Yunan izleri silinip tekrar Roma kenti olarak kurulmaya çalışılmasının sebebi nedir?

Bunun için kentin ele geçirilmesinin ardından yaşananlara ve sağ kurtulanların kimliklerine bakmak gerekir.

Kentten sağ kurtulmayı başaran sadece birkaç kişi vardır. Bunlardan biri de Aeneas’tır. Babası Ankhies ve oğlu Askanius ile birlikte öncelikle Kazdağları’na gider ardından Antandros (Altınoluk)’a gelir ve gemiyle 22 durak sonrası İtalya Lavinum’a gelir.

Yaklaşık 500 yıllık bir süreç sonrasında da Romus ve Romulus kardeşler dünyaya gelir. Yani Büyük Roma Devleti’nin efsanevi kurucuları. Dolayısıyla Romalılar kökenini Troya’ya dayandırır. Hepimizin tarih kitaplarında karşısına çıkan, her antik kentte adı geçen geçen Romalıların bile aslında Troya kökenli olduğunu öğrenmek, Troya’nın hiç de küçümsenemeyecek ve sadece tahta bir ata indirgenemeyecek bir öneme sahip olduğunu göstermeye yeter.

Tabi Troya zamana ve doğaya yenik düşüp bulunduğu konumdan özellikle İskender sonrasında merkezini farklı bir noktaya taşımıştır. Denizle bağlantısı kaybolunca, Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos Monoftalmos tarafından çevredeki diğer kentlerin de taşındığı Antigonai kurulmuştur.

Sonrasında diğer komutan Lysimakhos ile girilen mücadelede ölmüş ve kentin ismi Alexandria Troas’a dönüşmüştür. Kısaca Roma zamanındaki Troya. Oldukça büyük bir yerleşim olan bu kent, ancak günyüzüne çıkarılmaya başlanmıştır. (Tabi ki farklı bir yazımızın konusu olacak.)

Troya kentinin önemini birkaç sayfaya sığdırmak mümkün değildir. Ama beklentilerin çok üzerinde tarih ve görsellik olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Tahta bir attan çok daha fazlası Troya...

Troya kentine geldiğinizde, tarihe ve doğaya doymamak mümkün değil. Athena Tapınağı’na çıkıp bir zamanlar deniz olduğunu bildiğiniz yerlerin, 105 yıl önce Kumkale Savaşları’na da şahitlik ettiğini hatırlamak;

Onun ilerisinde Çanakkale Boğazı ve Çanakkale Muharebeleri’nin simgesi, Troya ziyareti öncesi Büyük İskender’in geldiği Eleuos Antik Kenti üzerinde bulunan Şehitler Abidesi’ni görüp Seddülbahir’de Troya Savaşı sırasında ilk ölen Akhalı savaşçı Protosilaos’un mezarını hatırlamak;

Troya Atı'nı bıraktıktan sonra Tenedos’un arkasına gizlenen Akha Donanması’nı hayal etmek...

Bugünkü Yeniköy yakınlarında Achilleus’un, Patraklos’un ve Ajax’ın mezarlarını görüp iki Doğu-Batı Savaşı’nın aynı coğrafyada yaşanmışlığı ve izlerini bir arada görmek gerçekten paha biçilemez.

Bir de görsellik bekleyen ziyaretçilerin şansı Troya Müzesi ile birlikte iyice arttı. Bu kadar sözel yolla anlatılan tarihi, artık Troya Müzesi ile daha iyi anlıyoruz. Ayrıca 2018’in Troya Yılı ilan edilmesi, Troya’nın gerek ülkemizde gerek dünya genelinde yapılan tanıtımlarla, sergilerle bilinirliğinin oldukça artmasına destek olunmuştur.

Troya’yı filmlerden değil; ülkemizin en güzel coğrafyalarından biri olan, tam yerine gelerek görün.

Antik Kentleri ziyaret etmeden önce...

En azından antik kentleri ziyaret etmeden önce önyargılardan uzaklaşıp bir zamanlar şu an bizlerin sahip olduğu gibi, zamanın elverdiği teknolojilerinin, dinlerinin, kültürlerinin, ideallerinin, kutsallarının ve vatan duygularının da olduğunu unutmamalıyız. Bunlar için gereken her fedakarlığa katlanabilecek duygulara sahip bir insan topluluğu olduklarını ve bizim şu an gördüklerimizin de bunların tamamının günümüze kalan kalıntılarının olduğunu da hatırlamalıyız.

Çoğu zaman bu saydıklarımız günümüzde sahip olduklarımızla kıyaslayıp dalga geçsek de, "Hadi canım, olur mu öyle şey!" desek de, bir süre sonra bizim şu an yaşamakta olduğumuz zaman diliminin de geçmişte kalacağını ve aynı sözlerin bizim bu değerlerimiz için de gelecekte söylenebileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu bakış açısı ülkemizin barındırdığı tarihi anlamamıza yardım edecektir.

 

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.