Efes Antik Kenti

Hanry Balandi | 2020-06-28

Efes Antik Kenti’nin kuruluşu, tarihçesi, gezilecek ve görülecek kalıntıları...

Efes... Akdeniz’in en büyük antik kenti...

Hititlerin Anawarza’sının Apasas şehri...

Roma İmparatorluğu’nun şaşalı günlerinin adeta bir yansıması...

Arkeologlara ilham kaynağı olmuş, tarihçilere ışık tutmuş, gezginleri şimdiki zamandan uzaklaştıran mimarlık şaheseri bir yerleşim...

Tam 4 kere arka arkaya kurulan Efes kentlerinin üçüncüsünü geziyoruz hep birlikte.

İlki, şimdiki Selçuk Kalesi’nin hemen arka tarafında, M.Ö. 11. yüzyılda antik Yunan Kralı Kodros’un oğlu Androklos tarafından kurulmuş. Çok beğendiği Ege kıyılarında bir kent kurmak isteyen Androklos, Delfi rahibinin bir balık ve yaban domuzunu takip etmesini söylemesinden sonra buralara kadar gelmiş.

Ege Denizi’ndeki seyahati esnasında adamlarının tuttuğu balıklardan bir tanesi ölmeden ateşin etkisi ile kuru otların üzerine zıplıyor karada, hem de üstüne bir parça köz yapışmış şekilde. Hemen ardından tutuşan kuru otlar ağaçların ardındaki yaban domuzunun ürkmesine ve kaçmasına sebep oluyor. Androklos yaban domuzunu yakalayıp tanrılara kurban ettikten sonra rahibin sözlerini hatırlıyor : “Bir balık ve bir yaban domuzu sana yol gösterecek.”

İlki Lidyalılar zamanında yıkılıyor. İkincisi Selçuk - Kuşadası yolunda kuruluyor ve antik çağın 7 harikasından biri olan Artemis Tapınağı inşa ediliyor. Pers işgalinde Pers Kralı Kyros, tüm Anadolu’yu yerle bir etmesine rağmen ilk defa Efeslilere bir teklifte bulunuyor : “Savunmadan şehri teslim ederseniz, tapınak zarar verilmeden size bırakılacak”.

Bu teklifle Efesliler şehir kapılarını açıyor ve çok yüksek vergi ödedikleri karanlık bir dönem başlıyor şehirde. M.Ö. 334 tarihinde Makedonya Kralı Büyük İskender şehri kurtarıyor kurtarmasına ama Persliler kaçarken şehri ve tapınağı ateşe veriyorlar.

Bu arada tapınağın ilk ateşe verilişi değil bu. M.Ö. 356 yılında Herostratos isimli bir “deli” tarihe adını kaydettirmek için tapınağı ateşe vermiş kendisi öyle diyor. Kalan kalıntılar da son bir ateşle Perslilere kurban gidiyor. Büyük İskender tapınak inşası için destek vermek istiyor ama Artemis’in adının yanına kendi adının da eklenmesi şartıyla... Efeslilerin verdiği cevap oldukça zekice: “Bir tanrının başka bir tanrıya yardım etmesi hoş olmaz!”

 

Büyük İskender, generallerinden Lysimakhos’a bırakıyor şehri. Ama bu general, yanmış ve eski bir şehirde kalmak yerine, şimdi sadece kalıntılarını gezebildiğimiz üçüncü Efes’in kurulması için emir veriyor. Efesliler ilk başta bunu istemeseler de sonraları yeni kent kuruluyor. M.Ö. 300’lerde kurulan Efes, bir yıldız gibi parlayacak ve yaklaşık 950 yıl tarih sahnesinde kalacaktır.

Helenistik dönemde büyümesini sürdüren şehir, M.Ö. 133 yılında son Bergama Kralı III. Attalos’un bütün krallık topraklarını Roma İmparatorluğu’na bağışlaması ile  parlak dönemlerine başlamıştır. Aslında bu parlak dönem aynı zamanda Efeslilerin Roma’ya ciddi bir miktarda vergi ödediği dönemdi.

Bu vergiden kurtulabilmek için çareler düşünürken, Roma’nın başına her daim bela olan Pontuslular çıkageldi. Pontus Kralı Mithridates, bir kurtarıcı gibi görülmeye başlandı. Mithridates Roma askerlerini yenip Efes’e Büyük İskender’den bile daha coşkulu bir giriş yaptı.

Fakat her şey bitmemişti. Mithridates, şehirde “Togo” giyen ve Latince konuşan herkesin öldürülmesi için emir verdi. Amaç Roma varlığını şehirden tamamen yok etmekti. Bunların arasında maalesef Togo giyen ve Latince konuşan Efesliler de vardı.

Bir gün içerisinde on binlerce insan hayatını kaybetti (tahminen 80.000 kişi). “Efes Katliamı” tarihte kara bir leke olarak yerini aldı. Efesliler korku içerisinde olabilecek diğer olayları düşünürken, Pontus Komutanı halkın tiyatroda toplanmasını ve açıklamalar yapılacağını söyledi. Efesliler aynı şeyin başlarına gelebileceğini düşünerek tedirginliklerini dile getirdiler ve iyi niyet göstergesi olarak askerler surların dışında beklemesini ve sadece subaylar içeriye girerlerse bu görüşmenin gerçekleşeceğini söylediler.

Nitekim öyle de oldu. Fakat Pontuslu subaylar bir anda Efesliler'in hışmına uğradı ve öldürüldüler. Efesliler kendi istekleri ile bir kere daha Romaya bağlandılar. Romalı general Pompeus ise Pontus belasını tüm Roma’nın başından savdı.

M.Ö. 1. yy’da nüfus 200.000’e kadar yaklaşmışken, bu katliamla neredeyse yarısı yok oldu. Fakat Roma’dan ve diğer şehirlerden buraya çok hızlı bir şekilde göçmenler gelip yerleştiler.

M.S. 1. yy sonlarında yaklaşık 250.000 nüfus ile Roma İmparatorluğu’nun ikinci başkenti ve Asya Eyaleti’nin başkenti ünvanlarını almıştır Efes.

M.Ö. 1. yy.’da Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı Komutan Marcus Antonius, M.S. 2. yy’da İmparator Trajan ve ardından Hadrian, Efes’i birkaç kez ziyaret etmiş ve 450 kişilik Efes Parlamentosu’nu değerli hediyeler ile donatmışlar.

M.S. 262 yılı ile Efes’te maalesef çatlamalar başlamış. Önce bir şiddetli deprem, ardından Gotların istilası Efes’i derinden sarsmış. Antik çağın 3. büyük kütüphanesi olan Celsus Kütüphanesi, yaklaşık 14.000 rulo kitabı ile yanmış. Efesliler bir kere daha toparlanıp liman kenti olma avantajını kullanarak şehirdeki ticareti eski günlerine kavuşturmak istemişler ama bu eskisi gibi olmamış.

395 yılında Roma’nın ikiye ayrılışı ve 476 yılında Batı Romanın yıkılışı her yerde olduğu gibi Efes’te de etkisini göstermiş. Demokrasinin sonu ve monarşinin başlangıcı hissedilmiş Efes’te Bizans dönemiyle. Onbinlerce insanın her gün oradan oraya koşuşturduğu, her köşede bir alışverişin yapıldığı, limanına gelen gemilerin sayılamadığı Efes gitmiş, yerine bir piskoposluk merkezi olan şehir gelmişti. Efes’in adeta sonu gibiydi bu gidiş...

614 yılındaki şiddetli deprem ile Kaystros ( Küçük Menderes ) şöyle bir silkelenmiş ve  doğduğu yerden başlayıp döküldüğü yer olan Efes Limanı’na taş, toprak, alüvyon taşımaya devam etmiş. Bu da Efes Limanı’nın zamanla dolmasına, bataklık haline gelmesine ve sıtma hastalığının ortaya çıkmasına sebep olmuş.

O zamanlar şehir nüfusu 40.000’lere kadar düşmüştü ve bu hastalıkta yarıdan fazlası maalesef öldü. Geri kalanlar ise Bülbül Dağı ile Panayır Tepesi arasında kurulan şehirlerini 7. yy. sonlarında terk etmek zorunda kaldılar.

4. Efes hastalığın ulaşamayacağı Panayır Tepesi’nin ardına kurulmuştu. Yani şimdiki Selçuk ilçesinin olduğu yere... O zamanlar nüfus yaklaşık 2000 kadardı, çünkü kalan Efeslilerin büyük çoğunluğu şehri tamamen terk etmeyi tercih etmişlerdi. Bu şehir de 11. yy’da Anadolu Selçukluları’nın gelmesi ile tamamen çehre değiştirdi ve Efes efsanesi sona erdi.

1869 yılında İzmir – Aydın arasında demiryolu döşeyen İngiliz mühendis John T. Wood tarafından ilk olarak Artemis Tapınağı’na ait kalıntıların bulunması ile demiryolu rota değiştirmiş ve böylece Efes’in günümüzdeki hikayesi başlamıştır.

UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi'ndeki Efes ile ilgili sayfalarca yazılacak şey var. Ama biz, “Rehbername” olarak, siz sevgili okuyucularımıza; Meclis Binasını, Siyasi ve Ticari Agorayı, Trajan Çeşmesini, Hadrian Tapınağını, Yamaç Evlerini, Mermer Caddeyi, Celsus Kütüphanesini, Aşk Evini, Umumi Tuvaletleri, Domitian Tapınağı’nı, dünyanın en büyük antik tiyatrosunu gidip yerinde görmeyi kesinlikle tavsiye ediyoruz. Tabi gezerken profesyonel kokartlı rehberinizi de almayı unutmayın.

 

Şimdi kısa kısa bilgilerle Efes’teki kalıntıları tanıyalım;

Varius Hamamı: Bir zamanlar Efes Magnesia kapısından girişte bulunan hamamdır. Efes bir ticaret kenti olduğu için tüm kara ve deniz kapılarından girişte mutlaka hamamlar bulunurdu.

Bazilika: 117 m uzunluğundaki bu yapı öncelikli mahkemeler ve diğer resmi dairelerin bulunduğu yerdi. Hristiyanlık kabulü ile birlikte ibadethane olarak kullanıldı.

Bouloterion: 1400 kişiyi alabilecek kapasitede tiyatroya benzer bir yapıdır. 450 meclis üyesi için inşa edilmiştir. Üstünde çatısı bulunan bu yapı, resmi toplantılar olmadığı zamanlarda kent ileri gelenleri için tiyatro olarak kullanılıyordu.

Prytaneon: Belediye binası ve aynı zamanda Hephaistos tarafından gönderilen kutsal ateşin muhafaza edildiği yapıydı.

Domitian Tapınağı: Tarihte bir ölümlü adına inşa edilen ilk pagan tapınağı özelliğine sahiptir. Hristiyanlık kabulü ile birlikte manastır olarak kullanılmıştır.

Memmius Anıtı: Diktatör imparator Sulla'nin yeğeni olan vali Memmius adına dikilen çok etkileyici bir yapıdır. Memius'un mezarı yapının ortasında iç kısımda yer almaktadır.

Kuretler Caddesi: 280 m uzunluğu ile Efes ’in ilk ana caddesidir.

Herakles Kapısı: Kuretler caddesinin üstünde inşa edilmiş, yaya ve araç trafiğini ayıran kapıdır. Iki sütün üzerinde Herakles’in kabartmaları dikkat çeker.

Trajan Çeşmesi: Imparator Trajan adına inşa edilmiş, maalesef çok eksikleri bulunan bir yapıdır. Küresel formda dünya tasviri şaşırtıcı ve etkileyicidir.

Hadrian Tapınağı: Mimar Quintus tarafından inşa edilen muhteşem bir yapı... Kapı üzerindeki kemerde tam kilit taş üstündeki kader tanrıçası Tyche rölyefi muhteşem kondisyondadır.

Latrinler: 44 kişinin aynı anda kullanabileceği umumi tuvaletlerdir. Oturanların alt kısmında bulunan su akarı, bütün pisliği şehir dışına taşıyan borulara bağlanır.

Yamaç Evleri: Şehir terkedilinceye kadar kullanılan zengin evleridir. 7 ayrı ev kalıntısına ulaşılmıştır. Muhteşem fresk ve mozaikler ile süslenmiştir.

Celsus Kütüphanesi: Antik çağın en büyük 3. kütüphanesidir. Yok olmadan önce Yaklaşık 14.000 rulo vardır. 262 depremi ve Got istilası ile bütün kültürel değeri maalesef yitip gitmiştir.

Mermer Cadde: 210 m uzunluğu ile Efes’in ikinci ana caddesidir. Sağında ve solundaki kaldırımlar dikkat çeker.

Aşk Evi: Efes’te bulunan genelevdir. Bizans dönemi başlangıcı ile işlevini kaybetmiştir.

Tiyatro: Yaklaşık 25.000 kişi kapasitesi ile dünyanın en büyük antik tiyatrosu olma özelliğine sahiptir. Gladyatör dövüşlerinin de yapıldığı bu tiyatro günümüzde de bazı konserlere ve gösterilere ev sahipliği yapmaktadır.

Liman Caddesi: Bir diğer adı Arcadian Caddesi'dir.  530 m uzunluğunda üçüncü ana cadde özelliğine sahiptir. Deniz yoluyla kente giriş yapanların kullanmak zorunda olduğu kentin resmi giriş caddesidir.

 

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde Rehbername A.Ş. ('REHBERNAME') nin sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.