Sille; Konya'nın 5000 Yıllık Tarihi Köyü

Nalan Akçın | 2020-02-24

Sille...

Zümrüd-ü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğan, tarih boyunca varlığını koruyan, zamana karşı ayakta duran, Konya’nın nefes aldıran farklı yüzü.




Hayatın yoğunluğundan, zamanın hızla akışından yorulduysanız kısa bir mola vermek için en iyi adreslerin başında geliyor Sille. 


Konya, dünyanın hayran olduğu Mevlana’yı sinesinde saklayan, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapan, her bir köşesinde İslam eserleriyle donatılan büyülü şehir. İşte bu koca yürekli şehrin saklı bir köşesinde gizli Sille.

Şehrin 8 km uzaklığında bambaşka bir dünya bekliyor sizleri. 




Sille, Frigyalılar’dan bugüne değin yerleşim görmüş ve Bizans döneminden itibaren de Konya’nın önemli bir yerleşim yeri ve Erken Hristiyanlık devrinin ilk merkezlerinden, İstanbul-Kudüs arasındaki hac yolunun önemli bir durak noktası olmuştur. 


Günümüzde Selçuklu ilçesine bağlı bir mahalledir. Aynı zamanda Konya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu kararınca “kentsel sit alanı“ olarak ilan edilmiştir.




Deniz seviyesinden yaklaşık 1115 metre yüksekliğe sahip ve 1152 metrekare yüzölçümü vardır. Sille’nin etrafında bulunan tepelerin büyük bir kısmı tüften oluşmuştur. 

Bizans döneminde de bu tepeler rahatlıkla oyularak hristiyanların saklanması ve ibadet etmesi için şapeller oluşturulmuştur.



Günümüzde de çevresinde yüzyıllardır kullanılan taş ocakları yer almaktadır. Bölgeden çıkartılan taşlar Sille taşı ismini almış ve Selçuklu döneminde de yapılarda bu taş kullanılmıştır.


Sille adının nereden geldiği ile ilgili yapılan çalışmalarda Frigler döneminde Silene’den geldiği, Roma komutanı Sylla’dan aldığı ve Silenos’tan geldiği gibi fikirler ortaya çıkmıştır. Silenos “kaynayıp coşarak akan su” anlamına gelmektedir. 




Sille’deki tarihsel gelişme durumu ele alındığında 3 önemli dönem karşımıza çıkar. Hristiyanlıktan önceki dönem, Hristiyanlık dönemi ve İslamiyet dönemi. 


Roma İmparatorluğu hristiyanlığı kabul edene kadar geçen zorlu dönemde kaya kiliseler ve manastırlarda hayat sürülmüş ve günümüze de izleri kalmıştır. 






Selçuklular Konya’yı fethedince Hristiyanlar kaleden taşraya yani merkezden Sille’ye taşınmışlardır. Osmanlı döneminde Türkler ve Rumlar dostça birlikte yaşamlarını sürdürürken nüfus 18.000’e kadar yükselmiş fakat nüfus mübadelesi ile Rumlar Yunanistan‘a göçünce Sille’de sakin bir yaşantı başlamıştır. 

O güzel günlerden günümüze kalan yapıları incelersek öncelikli sırayı Aya Elena Kilisesi alır. 



Aya Elena Kilisesi




327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış ve buradaki ilk hristiyanlık çağına ait oyma mabetleri görmüştür. İnananların zorlu koşullara rağmen din ve ibadet için verdikleri mücadeleden etkilenen Helena, Hristiyanlar’a Sille’de bir mabed yaptırır. 




Kilise, düzgün kesme Sille taşı ile yapılmıştır. Üç nefli ve ana kubbe dört fil ayağı üzerindedir. İçerisinde ahşaptan vaaz kürsüsü ve apsisle ana mekanı ayıran ahşap alçılı kafes yer almaktadır. 


Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz. İsa, Meryem Ana ve Havariler’e ait freskler vardır.  




Kubbede Hz. İsa, kasnakta Constantin ve annesi Helena, pandantiflerde dört İncil yazarı yer alır. Kemerlerde; Meryem Ana, Hz. İsa’nın vaftiz edilmesi, Hz. Adem ve Havva’nın cennetteki yasak elmayı alması ve cennetten kovulma sahneleri işlenmiştir.